26 Haziran 2015 Cuma

Zifiri Renk


Uzun zaman oldu. 
Ailemi ve arkadaşlarımı daha yanımdayken özlüyorum.
Sabah giydiğim terliğimi, lavobada yıkayıp aynada kendimi görebildiğim günleri, dışarı çıkarken kıyafetlerim arasındaki uyumu seçebilmeyi, asansöre binip sıfıra basıp aynada son rötüşlerimi yapabilmeyi, evimin yolunu, taşını, kaldırımını, bakkal Recep amcayı, Hemsare yengeyi, bineceğim otobüsü tereddütsüz durdurabilmeyi, gideceğim yolu aklım havada yürüyebilmeyi özlüyorum.
Sevdiğimin yüzüne doya doya bakabilmeyi özlüyorum.
Özlem fiilini şu boş gözlerle derinlemesine yaşıyorum. 
Yaşadıkça gördüğüm her ne varsa unutmaya başlıyorum. 
Allah'ım ne olur unutmak istemiyorum. 
Annemin yanağındaki beni unutmak istemiyorum.
Ellerimdeki,yüzümdeki hiçbir şeyi unutmak istemiyorum.En çokta renkleri.
Görebildiğim zamanlar giydiğim koyu renkler için çok pişmanım Allahım..
Elimde olsa renklerle ölmek isterdim. 
Son kez olsun renk kartelası olan evrene bakmak isterdim. Bu boş karanlık oda beni çok ürkütüyor. 
Bu kara delik herşeyi unutturuyor. 
Görerek seçim yapabildiğim herşeyi özlettiriyor bana. 
İşittiğim her sese bir renk veriyorum. 
Karanlık zihnimde onları filizlendirmeye çalışıyorum. Olmuyor.. Yapamıyorum. 
Gözlerimi sonuna kadar açıyorum elimle. 
Nafile.. Göremiyorum. 
Neleri feda etmezdim görebilmek için. 
Görebildiğim zamanlar uyuduğum, gözlerimi kapalı tuttuğum her vakte ah çekiyorum. 
Görmenin kıymetini dolu gözlerle bilemediğim için kahroluyorum. 
Gözlerimle girdiğim her günaha bir kez daha tevbe ediyorum. 
Gözlerimi günahlarıma şahit tuttuğum için mahvoluyorum. 
Affedebilecek misin beni gözlerim? Açılacak mısın artık dünyaya? 
Yoksa ölürkende göremeden mi gideceğim bu diyardan? 
Son kez aileme bakamayacak mıyım? 
Babamın gözlerinin içine bakamayacak mıyım Allahım? 
Yıllardır yattığım odanın her köşesine veda edemeyecek miyim? 
Ölümün renginide göremeyecek miyim? Zifiri karanlıkta zaten açık olmayan gözlerimle dünyaya gözlerimi mi yumacağım? 
Bu seçenekler beni isyankar etmiyor Allahım. 
Sadece bilmek istiyorum, henüz ölmeden dünyayı göremediğim için ahiretimi yaşıyorum sanki... Sana teslimim. 
Sen en iyisini bilen görensin. 
Yalnızca birşey istiyorum:
Rüyalarımdan da renklerimi alma Allahım...

25 Haziran 2015 Perşembe

Rüya


Kaburgalarım ağrıyor.
Bu ağrı ince bir sızı halinde devam ediyor. Yürek deli gibi atmaktan vidalarını gevşetti. Her çarpışında kapı gıcırtısı gibi inliyor. Aklım tüm mecaz anlamları barındırıyor. Sağduyum yavaş yavaş benliğimi terkediyor.
Ayık kalmaya çalışıyorum. Nafile. İşe yaramıyor.
Kulaklarımdan içeri süzülen ses titreşimleri beynimde değil yüreğimde bitiyor.
Tüm lakırdılar yüreğimi acıtıyor.
Sesler birer ok halinde yüreğin perçemlerini zımbalıyor. Uçuşmuyor artık perçemler. Salıncakta sallanan aklım beni çıkmazdan çıkarmıyor.
Tüm yardım istekleri beynimi es geçip sol yanıma ulaşıyor.
Sol yanım dar ağacında son sigarasını yakıyor.
Külleri sallanan perçemlere dökülüyor. Yolun sonuna gelmekle birlikte yeni başlangıça adım atıyorum.
Işık gözlerimi kör edercesine bana yaklaşıyor.
Yaklaştıkça Işığın ses titreşimlerini duyabiliyorum.
Kör olmama ramak kala sağır oluyorum. Artık ışığı duyumsayamıyorum. Işık tüm uzuvlarımı kaplamışken görebildiğim tek şey beyaz.
Bembeyaz bir boşluk.
Mesut olmanın tadına ilk burada varıyorum.
Huzur veriyor.
Yürek artık kan pompalamıyor. Sonsuz saadet vaat ediyor.
Sonra gözlerimi açıyorum, rüyamdan uyanıyorum.
Gerçek, bir mızrak gibi sol yanımı delip beni yatağa zımbalıyor.

17 Haziran 2015 Çarşamba

Gizli Defter

Selam
Ben gizli defteriniz. 
Hani şu herkesten sakladığınız fakat okunursa gizli şairliğinizin ortaya çıkacağı defter. 
Abiden abladan anneden babadan ve tehlikeli kardeşten saklanan defter. 
İlk aşkları, bakışmaları, yürek heyecanını kim bilir belkide ilk buluşmaları not ettiğiniz defter. 
Birde şifreli yazıp tüm erkekleri kız yaptığınız defter. 
Tüm özlü sözleri, şiirleri, şehrinizin plakasıyla süslenmiş adınızı, baş harfleriyle serpilmiş oklu kalpleri, 
O zamanlar sizi etkileyen şarkıları, filmleri hatta radyo programını yazdığınız, 
İlk önce günlük sonra hatıra defteri en son almış hali ise kafanıza estikçe yazdığınız sır küpü defter. 
Dilimiz olsa da konuşsak diyordum ki sağ olsun Esra imdadıma yetişti. 
Sevgili yazar, 
O yazdığın erkek seni hiç sevmedi. 
Biliyorum çünkü o sevmek nedir bilmedi. 
Aklı tasolarında, bilyelerinde ve futbolundaydı.
Çok ağladın, istenmeyen maddeler damlattın sayfalarıma ama değmedi. 
Ben anlamıştım ama diyemedim. 
Ve kimse okumadı diye bildiğiniz beni herkes okudu. 
İlk önce ablan buldu beni bir güzel okudu. 
Sonra gitti abine bir güzel döşedi. 
Okumamış gibi yerine koydu, 
Sende leyla gibi gününü gün ettin. 
Sonra birde kardeşin aldı okudu. 
Anladığı kadarıyla sana anca laf soktu ama sen anlamadın. 
Hadi ama sevgili yazar. 
Sende bu defteri okunsun diye yazdın. 
Sevdiğin erkek okusa vay be derdi aşka bak.
En yakın arkadaşın okusa dostum benim derdi. 
Ablan abin okusa kardeşim şair derdi. 
Keşfedilmiş olurdun. 
Ne kadarda acı çekiyor, ne kadar edebi derlerdi. 
Seninde hoşuna giderdi. 
Ama öyle olmadı yazar. 
Dostun ya da sevdiğin erkek okumadı. 
Abin ablanda senin için endişelendi. 
Sende onca simetriyle yazdığınla kaldın. 
Üzülme ama,
Tüm yazılanlar bir gün okunmaya muhtaçtır,
Giz, yazılan yazıda değil söylenen sözdedir çok kıymetli yazar. 

4 Haziran 2015 Perşembe

İmansız yastık


Ne zamandır halleşmiyor, birbirimize açılmıyorduk. 
Belkide konuşabilseydim, omzum olsa ona uzatabilseydim ya da gözlerim olsa ona insan gibi bakabilseydim.. Ne bileyim duvar olan halden anlar. 
Her yattığında sırtını bana dönüyor. 
Gücenecek değilim elbet ama sağım görüyorken solum mahrum kalıyor. 
Bazen sırtını bana dayıyor, 
Vücudunu bile hissedemiyorum, 
İmansız yastık araya giriyor. 
Duvarın daha sıcak olası geliyor.
Bu soğukluk hep araya giriyor.
Ama biliyorum, en çok beni seviyor. 
Tavanlada dertleştiği oluyor ama en azından sırtını bana dayıyor.
Sırt önemli.. Destek alıyor. 
Ah ellerim olabilseydi saçını bir kere okşayabilseydim. 
Burnum olsaydı onu koklayabilseydim.
İnsan dört duvar arasında yaşar elbet. Bende bu dördünden sağ olanıydıım. 
Hani hep sırtını dönüp uyuduğu. 
Sizin sağınız hangisi bilmem ama benim tüm yönlerim ona çıkıyor. 
Gözlerinde acı var, bu onda sık sık görülüyor. 
Hiç eksik olmuyor çehresinden. 
Ah keşke dilinden anlayabilseydim. 
Sürekli bana bir şeyler fırlatıyor. 
Alınıp güceniyorum ama sorunu bir türlü çözemiyorum. 
Biliyorum.. Bi küsersem, bende ona sırtımı dönersem ev yerli yerinden oynayacak. 
Ama küsmüyorum.
Beni bazen duvar yerine bile koymadığı oluyor. 
Allah büyüktür ya elbet.. Kavuşacağımız günü bekliyorum. 
Mahşerde hesaplaşacağımız günü. 
Çıkacağım karşısına 
Alacağım hesabını, 
O zaman halleşir birbirimize açılırız elbet.. -

1 Haziran 2015 Pazartesi

Kaybettikleriniz


Merhabalar. 

Ben kaybettikleriniz.
Nasılsınız? Özlediniz mi beni?
Ben sizi çok özledim. 
Hepinizi popülariteye kaptırdım. 
Unuttum yüzlerinizi, hislerinizi.
Kaybetmeden kıymet bilmiyor insan derler. 
Kaybedilen bendim fakat kıymetim yine bilinmedi. 
Sen kimsin ey kaybettiklerim derseniz:
Ben içilen suya şükürdüm, 
Yenilen yemekte hamddım. 
Masumca evden kaçılıp oyun oynanandım, 
Her gece düşlenen hayaldim, 
Anaya babaya korkuydum
En çokta saygıydım
Çorapsız giyilen eski bir ayakkabı
Hatta kıyafeti bile olmayan oyuncak bebektim.
Mahallede sadece bakıştığın çocukluk aşkın, 
Herşeyde kızaran yüzdüm.
Yaz tatilinde gidilen Kur'an kursu,
Kaçılan camiydim. 
Okulda tutulan tuvalet, evin kapısında altına kaçırılan çiştim. 
Gündelik harçlığı olmayan, yirmi beş kuruşla yetinendim. 
Haftaiçi okul bitmesin diye dua eden, haftasonu soluğu köyde alandım. 
Okullar tatil olduğunda yaz tatili hemen bitsin diye çetelesi tutulandım. 
Sırf riya olmasın diye anne babadan gizli kılınan namazdım. 
Annem arkadaşta kalmaya izin versin diye bilmem kaç rekat namaz kılıp dua edilendim. 
Yanlışlıkla ezdiğiniz karıncayı mezara koyup cenaze namazı kılandım.
Ve daha nice kaybettiklerinizdim.
Sonra ne mi oldu? 
İnsanların cenazesinde bile ağlamaz oldunuz. 
Beni de gömdünüz geçmişe,
Dönüp ardınıza da bakmadınız. 
Kaybettik fiilini okkalı gelecekle yitirdiniz.
Sıfırımı tükettiniz... 

30 Mayıs 2015 Cumartesi

Tokat Etkisi

Derin bir ormandayım.
Rüzgar, yaprakları hışırdatıyor.
Yapraklar bedenime değerken,
Yüreğim ürperiyor.
Uzaklardan kulağıma ezan sesi geliyor.
Ard arda iki kere, "Eşhedü en lâ ilâhe İllAllah"

Ürpermem iki katına çıkıyor.

Rüzgar da tokat etkisi yaratıyor.
Tüyler şaha kalkmış
Korku, etten kemikten birer vücüda bürünmüş yanımdan yürüyor.
Selamlaşıyoruz.
Belli ki eşlik edecek bana.
Utanıyorum.
Korkuyorum ki utanmamda yanımda beliriverecek.
Neyseki belirmiyor.
Korkuyla utanma bir olmuş namaz kılmadığım her zaman için beni daha da derinliklere götürüyor.
Yüzüm yok,
Teyemmüm alıp Rabba doğrulmaya.
Şu koca ormanda
Korku, utancım ve ben ilerliyoruz.
Derindeki  ses yine kulaklarımda çınlıyor. "Hayye ale's-salâh",
"Hayye ale'l-felâh"

Beni kurtuluşa çağırıyor.

Bu derin ormandan feraha çıkmam isteniyor.
Onca zamanın kaybı da yanıma geliyor. "Geç değil! " diyor.
Korkum, utancım,  zaman kaybım ve ben aydınlığa doğru yavaş yavaş yürüyoruz.
Orman dünyam, korku vicdanım, utanç imanım, zaman kaybım da günahlarım.
Esselamun aleyküm.

Not: Bu blogta kullanılan bütün fotoğraflar şahsıma aittir. 
Sevgiler! :)

29 Mayıs 2015 Cuma

Hakiki Ben



Uyandım. 
Çay koyup bi güzel dilimi yaktım.
Dilimin ucu sızladı. 
Böyle basit kelimelerden ibaretti hayat. 
Çay içtim. Dilim yandı. 
Yaşıyorum.
Bir yandan ölüyorum. 
Dünya uğruna çalıştığım ne varsa
Birer birer hesabını ödeyeceğim. 
Yaşıyoruz. 
Bir yandan ölüyoruz.
Görünüşlerle ideler arasında uçurumun en başındayız. 
Hakiki ben hangisiydi. 
Hepsi birbirine benziyor.
Ayırt edemiyorum. 
Bakıyorum fakat göremiyorum. 
Ölüme yaklaşırken, metanetimi koruyamıyorum. 
Allah rızası için yapmadıklarım sıraya girmiş ölümümü bekliyor. 
Hesap soracaklar. 
Hazır değilim. 
Kendime güvenemiyorum. 
Fiziksel dünyada Gencebay dinliyorum. 
Metafizik evrende bir hiçim. 
Eriniyorum ve çare bulamıyorum. 
Her neyse
İronilerimi de alıp hayal dünyama geri dönüyorum.


Not: Bu blogta kullanılan bütün fotoğraflar şahsıma aittir. 
Sevgiler! :)